1 Eylül 2009 Salı
31 Ağustos 2009 Pazartesi
28 Ağustos 2009 Cuma
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Devasa UFO: 20 Ağustos, İngiltere
Kumburgaz çekimleriyle kıyasalanabilecek bir kayıt. Kumburgaz videolarının ardından ileri sürülen "saklanmıyorlar", "görünür" hale geliyorlar iddiasını kanıtlıyor...
20 Ağustos 2009 Perşembe
NASA dünyayı ifşaatları için hazırlıyor
“Önümüzdeki kısa dönemde, izleme ve ölçüm tekniklerinin gelişmesi, nanoteknoloji ve insansız uzay aracı kullanımın artışı bir çok ampirik bulgu kaydedecek. Bunlar öyle büyük bulgular olacak ki NASA ya da G8 bunları saklayamayacak.”
Bu blogun açılış yazısı olan, 6 Temmuz tarihli “İlk kayıtta” ileri sürdüğüm bu iddia dün itibarıyla kısmen kanıtlandı.
Önceki gün dünya ajanslarına NASA’dan gelen Panspermia hipotezini kanıtlayan bulgu açıklaması düşmüştü, ertesi günde bu geldi:
***
"NASA: 2013'te uzaylılarla buluşacağız
19/08/2009 10:24
NASA, 200 milyar yıldız buldu. Bunların 100 milyarı canlılara ev sahipliği yapabilecek gezegenlere ışık veriyor olabilir. 2013'te uzaylıların bulunduğu ya da canlı yaşamına uygun yüzlerce, binlerce gezegen bulacağız.
Hakkında onlarca bilim kurgu filmi çekilen, yüzlerce kitap yazılan uzaylılar gerçek ve bulunmayı bekliyorlar... Bu, Newsweek dergisine konuşan dünyaca ünlü astronomların tahmini. 1960’ta uzaylılardan gelebilecek olası mesajları dinlemek için oluşturulan SETI programı şu ana dek milyonlarca galaksiden gelen herhangi bir mesajı tespit etmese de bilim adamlarının ümidi halen canlı. Bunun en büyük gerekçesi ise astronomların şu ana kadar uzayla ilgili yaptığı araştırmalar sonucunda Dünya’nın da içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi içerisinde 200 milyar yıldız keşfedilmesi.. Bu yıldızların en az yarısının Güneş gibi çevresinde gezegenler bulunan bir sisteme sahip olduğu ve canlı hayatına ortam sağlayabileceği tahmin ediliyor. Yani bu yıldızlardan her birinin çevresinde 1 gezegen olsa, 100 milyar adet Dünya benzeri gezegen keşfedilmeyi bekliyor. Ve bu sadece Samanyolu Galaksisi için tahmin edilen rakam.
Kepler uydusu keşfedecek
Bu bulgurları en çok destekleyen proje ise NASA’nın Mart’ta fırlattığı Kepler uydusu... 600 milyon dolarlık bu uzay teleskobunun tek misyonu var: Dünya dışı canlıları bulabilmek ve insanoğluna yeni yaşam alanları keşfedebilmek için bilim adamlarının en olası gördüğü 100 bin yıldızı ve çevresindeki gezegenleri incelemek. Projenin başındaki Bill Borucki, “Dünya’ya benzer gezegenlerin var olduğunu bilmeye yaklaşmaktan değil. Tam anlamıyla bilmekten bahsediyoruz. 2013’te Kepler’in yüzlerce hatta binlerce dünya benzeri gezegeni ve varsa içlerinde yaşayan dünya dışı varlıkları tespit edeceğine eminiz” dedi. Borucki’ye göre bu gezegenlerde “uzaylıların” yaşayıp yaşamadığına ilişkin bilgiler gezegenlerin atmosferinde karbondioksit ve ozon tespit edilmesi durumunda kesinleşmiş olacak. "
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&Date=&ArticleID=950487”
***
Yıllarca tüm UFO ve evrende yaşama dair iddiaları kesin bir dille yalanlayan, yaptığı dezenformasyonlarla kitleleri manipüle etmeye çalışan NASA neden bu kadar açık ve iddialı konuşuyor?
Tahminlerim:
Uzun süredir temas halindeler. 1979 yılında ABD Başkanı Ronald Reagan ile geçen yıl eski Başbakan Yardımcı Paul Heyyer bu durumu ifşa etmişti. Şimdi olağanüstü bir durum var ve NASA dünyayı hızla bu duruma alıştırıyor.
Neden?
Tamamen onlardan kaynaklanan bir hareket için olası nedenler. Sömürgecilik ve işgal. Galaktik bir savaş. Ya da baskı ve diplomasi yoluyla gezegenler arası bir yapıya dünyayı dâhil etme isteği. Belki de gezegenimizin tam da yeni planlanan bir yol için engel oluşturduğu ve ortadan kaldırılması kararının basitçe uygulanması. (Douglas Adams seçeneği!)
Bizden kaynaklanan olası nedenler: İklim değişikliği ve ekosistemin çok yakında iflas edecek olması. Yeryüzünü savaşlarla kana boğan dünya devletlerinin şimdi de uzayı vurabilecek bir askeri yapılanmaya gitmesi. Mars ve Ay’a dönük son araştırmalarda görüldüğü gibi dünyanın kolonyalist eğilimleri.
Dinsel, mitolojik olan: Kehanetin gerçekleşmesi, kadim bilginin öngördüğü doğrultuda gerçekleşecek temas, ilişki, yeni durum, yeni bir çağ. Gaia’nın yer altı dünyasından çıkışı.
***
Bu değişimin yönüne kim belirleyecek?
UFO ve evrende yaşam gerçeğini saklayan ABD, G7 ve tüm ulus-devletler mi?
BM mi, NASA mı?
Tüm canlı hayatı ve onun bir parçası 6 milyar insan mı?
Yoksa dünya dışı uygarlıklar mı?
İyiler mi kötüler mi?
ABD ve dünya devletlerinin hangi eğilimle ilişkisi var?
Bir işgal mi gerçekleşiyor?
Tüm bunları sorgulamak ve gerçeğe ulaşmak için beklemeyeceğiz. Gelişmeler bundan sonra çok hızlı ilerleyecek. NASA'nın açıklaması bunu gösteriyor.
19 Ağustos 2009 Çarşamba
Panspermia: Kuyruklu yıldızın taşıdığı yaşam
Dün gazetelere bir haber düştü, sessiz sedasız:
“Kuyruklu yıldızda yaşam izi
Amerikan uzay kurumu NASA'nın bilim adamları, Stardust uzay aracının Wild 2 kuyruklu yıldızından getirdiği örneklerde, yaşamın temel yapı taşlarından glisin amino asiti buldu.
NASA'nın Maryland eyaletindeki Goddard Uçuş Merkezinden Jamie Elsila, kuyruklu yıldızda buldukları glisinin yaşayan organizmalar tarafından protein üretmekte kullanılan bir amino asit türevi olduğunu belirtti ve ilk kez bir kuyruklu yıldızda amino asit bulunduğuna dikkati çekti.
"Dünya'ya hayat göktaşı ve kuyruklu yıldız çarpmasıyla taşındı" teorisi
Çalışmalarını Meteoritics and Planetary Science adlı bilimsel dergide yayımlayacak ekibin başında yer alan Elsila, keşiflerinin, "yaşamın bazı unsurlarının uzayda oluştuğu ve Dünya'ya uzun zaman önce göktaşı ve kuyruklu yıldız çarpmasıyla taşındığı" yolundaki teoriyi destekler nitelikte olduğunu söyledi.
Evrende yaşamın ender olmaktan öte
Araştırmada yer alan NASA'nın Astrobiology Enstitüsü Direktörü Carl Pilcher da, bir kuyruklu yıldızda amino asit türevi glisin keşfinin yaşamın temel yapı taşlarının uzayda bulunduğu ve evrende yaşamın ender olmaktan öte yaygın şekilde bulunabileceği görüşüne destek sağlayabileceğini kaydetti.
Araştırmanın sonuçları, American Chemical Society kuruluşunun Washington'daki toplantısına Pazar günü sunuldu.” (Hürriyet, Radikal)”
Haber sesiz sedasız gelse de bu insan uygarlığı ve kültürü açısından tarihi bir açıklama. Dünyadaki yaşamın yeryüzü kökenli/buraya özgü/bir istisna olduğu argümanına dayalı verili paradigma yerle bir oldu.
Daha önce bir hipotez olarak küçümsenen, “kanıt yok” diyerek geçiştirilen Panspermia teorisi doğrulandı.
Aslında doğrulanan çok daha genel bir yaklaşım olan Exogenesis’tir. Bu teoriye göre dünyada yaşamın kökenleri uzaydan gelmiştir.
Panspermia teorisi ise bunun nasıl olduğunu açıklar. Yaşamın kökleri, dünyaya çarpan meteorlar ya da kuyruklu yıldızlar aracılığıyla taşınmıştır. Bu teoriyi göre kainatın her yerinden yaşam fışkırmaktadır. Panspermia teorisinin bazı savunucuları taşınanı “kozmik tohum” olarak niteler, birilerinin uzayın her köşesine bu tohumları serptiğini söyler. Materyalist yorum ise maddenin kendi kendini örgütleme yeteneği ve her şeyin aslında birbirleriyle ilişkili bir bütünün parçası olduğunu söyleyerek Panspermia açıklamasını benimseyebilir. Her yıl dünya atmosferinden içeriye birkaç bin göktaşı giriyor!
Mevzu aslında erkenden anlaşılmıştı. Antik Yunan filozofu Anaksagoras M.Ö. 468 yılında düşen bir gök taşını incelemiş ve onun kızgın bir taş kitlesi olduğu kanaatine varmıştı. Buradan çıkardığı sonuç gezegenlerle dünyanın yapısının aynı olduğuydu. Bu yaklaşımı güneşi tanrı olarak gören dönemin hâkim anlayışı tarafından reddedilmişti. Nasıl olurda fani dünya ile tanrı güneşin yapısı aynı olurdu? Anaksagorası’ın diyalektik felsefesi onun dikkatini göklere yöneltti ve Panspermia teorisinin temelleri çok erken atıldı:
"Her şeyde her şeyden bir parça vardır." "Bütün şeyler belli ölçüde her şeyde bulunurlar." (B11,12)
Panspermia kavramını ilk ortaya atan kişi İsviçreli kimyager Svante August Arrhenius’tu. Arrehenius, zamanda 1896 yılında fosil yakıtların kullanılmasının sanayinin gelişimine ve nüfus artışına paralel olarak artacağını, atmosferde biriken co2 miktarının küresel ısınmaya yol açacağını söyleyen ilk insandı. Ancak dönemin hakim görüşü Arrehenius’u “spekülatif” bularak ciddiye almadı.
Hiçbir kanıta sahip olmayan Panspermia teorisi tozlu raflara kaldırıldı, ta ki 1996’ya kadar.
7 Ağustos 1996'da NASA'dan yapılan açıklamada, Mars orijinli bir göktaşında, bundan 3.6 milyar yıl önce Mars'ta ilkel bir yaşam biçimine kanıt gösterilebilecek izler bulunduğu söylenmişti.
NASA, şimdi ise bir kuyruk yıldızdan alınan parçalarda yaşamın yapıtaşlarından biri olan glisin amino asiti bulduğunu resmen söylüyor!
Panspermia teorisi nin doğruluğu bu olgudan sonra artık kanıtlanmıştır. Mars’ta ve uzayda daha fazla ölçüm/araştırma/bulgu toplama geliştikçe, ki MARS’a 39 günde ulaşabilen insansız uzay aracının yapıldığı geçen ay ilan edilmişti, çok daha fazla kanıta ulaşılacak. Bu kanıtlarda eğer DNA’ya rastlanırsa ve eğer bu DNA dünyadaki DNA yapısıyla aynıysa işte o zaman dünyayı ve insanı evrenin merkezine koyan, yüzyıllardır süregelen zihniyet yok olacaktır. Bu ‘kendini bil’mek, kozmik varoluşu kavramak ve galaktik bir uygarlık haline gelmek demektir. Bunun önünde engel olan ne varsa silinip süprülecektir. Bu durum insan evriminde bir sıçramaya neden olabilir.
Ama daha önce başka bir sorun var.
“Astrobiology Enstitüsü Direktörü Carl Pilcher da, bir kuyruklu yıldızda amino asit türevi glisin keşfinin yaşamın temel yapı taşlarının uzayda bulunduğu ve evrende yaşamın ender olmaktan öte yaygın şekilde bulunabileceği görüşüne destek sağlayabileceğini kaydetti.”
Bu sözler bu şekilde daha önce hiç söylenmedi resmi olarak. NASA’nın geleneksel açıklaması Panspermia’nın kanıtsız olduğu, ama koskoca evrende başka yerlerde yaşamın ve zeki varlıkların olmasının muhtemel olduğuydu. Yukarıdaki sözler bu resmi görüşün içine sığmıyor.
NASA çark mı ediyor? Tam da temelden bir dönüş yaparak daha büyük ifşaatlara mı hazırlanıyor? Eğer böyleyse neden bunu yapıyor? Yoksa bizden sakladıkları şeyler, artık saklanamaz bir hale mi geliyor? Temas açıklanacak mı? Yoksa dünyanın başı belada mı? Bu UFO’lar kimin ve hangi amaçla buradalar?
