1 Eylül 2009 Salı
31 Ağustos 2009 Pazartesi
28 Ağustos 2009 Cuma
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Devasa UFO: 20 Ağustos, İngiltere
Kumburgaz çekimleriyle kıyasalanabilecek bir kayıt. Kumburgaz videolarının ardından ileri sürülen "saklanmıyorlar", "görünür" hale geliyorlar iddiasını kanıtlıyor...
20 Ağustos 2009 Perşembe
NASA dünyayı ifşaatları için hazırlıyor
“Önümüzdeki kısa dönemde, izleme ve ölçüm tekniklerinin gelişmesi, nanoteknoloji ve insansız uzay aracı kullanımın artışı bir çok ampirik bulgu kaydedecek. Bunlar öyle büyük bulgular olacak ki NASA ya da G8 bunları saklayamayacak.”
Bu blogun açılış yazısı olan, 6 Temmuz tarihli “İlk kayıtta” ileri sürdüğüm bu iddia dün itibarıyla kısmen kanıtlandı.
Önceki gün dünya ajanslarına NASA’dan gelen Panspermia hipotezini kanıtlayan bulgu açıklaması düşmüştü, ertesi günde bu geldi:
***
"NASA: 2013'te uzaylılarla buluşacağız
19/08/2009 10:24
NASA, 200 milyar yıldız buldu. Bunların 100 milyarı canlılara ev sahipliği yapabilecek gezegenlere ışık veriyor olabilir. 2013'te uzaylıların bulunduğu ya da canlı yaşamına uygun yüzlerce, binlerce gezegen bulacağız.
Hakkında onlarca bilim kurgu filmi çekilen, yüzlerce kitap yazılan uzaylılar gerçek ve bulunmayı bekliyorlar... Bu, Newsweek dergisine konuşan dünyaca ünlü astronomların tahmini. 1960’ta uzaylılardan gelebilecek olası mesajları dinlemek için oluşturulan SETI programı şu ana dek milyonlarca galaksiden gelen herhangi bir mesajı tespit etmese de bilim adamlarının ümidi halen canlı. Bunun en büyük gerekçesi ise astronomların şu ana kadar uzayla ilgili yaptığı araştırmalar sonucunda Dünya’nın da içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi içerisinde 200 milyar yıldız keşfedilmesi.. Bu yıldızların en az yarısının Güneş gibi çevresinde gezegenler bulunan bir sisteme sahip olduğu ve canlı hayatına ortam sağlayabileceği tahmin ediliyor. Yani bu yıldızlardan her birinin çevresinde 1 gezegen olsa, 100 milyar adet Dünya benzeri gezegen keşfedilmeyi bekliyor. Ve bu sadece Samanyolu Galaksisi için tahmin edilen rakam.
Kepler uydusu keşfedecek
Bu bulgurları en çok destekleyen proje ise NASA’nın Mart’ta fırlattığı Kepler uydusu... 600 milyon dolarlık bu uzay teleskobunun tek misyonu var: Dünya dışı canlıları bulabilmek ve insanoğluna yeni yaşam alanları keşfedebilmek için bilim adamlarının en olası gördüğü 100 bin yıldızı ve çevresindeki gezegenleri incelemek. Projenin başındaki Bill Borucki, “Dünya’ya benzer gezegenlerin var olduğunu bilmeye yaklaşmaktan değil. Tam anlamıyla bilmekten bahsediyoruz. 2013’te Kepler’in yüzlerce hatta binlerce dünya benzeri gezegeni ve varsa içlerinde yaşayan dünya dışı varlıkları tespit edeceğine eminiz” dedi. Borucki’ye göre bu gezegenlerde “uzaylıların” yaşayıp yaşamadığına ilişkin bilgiler gezegenlerin atmosferinde karbondioksit ve ozon tespit edilmesi durumunda kesinleşmiş olacak. "
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&Date=&ArticleID=950487”
***
Yıllarca tüm UFO ve evrende yaşama dair iddiaları kesin bir dille yalanlayan, yaptığı dezenformasyonlarla kitleleri manipüle etmeye çalışan NASA neden bu kadar açık ve iddialı konuşuyor?
Tahminlerim:
Uzun süredir temas halindeler. 1979 yılında ABD Başkanı Ronald Reagan ile geçen yıl eski Başbakan Yardımcı Paul Heyyer bu durumu ifşa etmişti. Şimdi olağanüstü bir durum var ve NASA dünyayı hızla bu duruma alıştırıyor.
Neden?
Tamamen onlardan kaynaklanan bir hareket için olası nedenler. Sömürgecilik ve işgal. Galaktik bir savaş. Ya da baskı ve diplomasi yoluyla gezegenler arası bir yapıya dünyayı dâhil etme isteği. Belki de gezegenimizin tam da yeni planlanan bir yol için engel oluşturduğu ve ortadan kaldırılması kararının basitçe uygulanması. (Douglas Adams seçeneği!)
Bizden kaynaklanan olası nedenler: İklim değişikliği ve ekosistemin çok yakında iflas edecek olması. Yeryüzünü savaşlarla kana boğan dünya devletlerinin şimdi de uzayı vurabilecek bir askeri yapılanmaya gitmesi. Mars ve Ay’a dönük son araştırmalarda görüldüğü gibi dünyanın kolonyalist eğilimleri.
Dinsel, mitolojik olan: Kehanetin gerçekleşmesi, kadim bilginin öngördüğü doğrultuda gerçekleşecek temas, ilişki, yeni durum, yeni bir çağ. Gaia’nın yer altı dünyasından çıkışı.
***
Bu değişimin yönüne kim belirleyecek?
UFO ve evrende yaşam gerçeğini saklayan ABD, G7 ve tüm ulus-devletler mi?
BM mi, NASA mı?
Tüm canlı hayatı ve onun bir parçası 6 milyar insan mı?
Yoksa dünya dışı uygarlıklar mı?
İyiler mi kötüler mi?
ABD ve dünya devletlerinin hangi eğilimle ilişkisi var?
Bir işgal mi gerçekleşiyor?
Tüm bunları sorgulamak ve gerçeğe ulaşmak için beklemeyeceğiz. Gelişmeler bundan sonra çok hızlı ilerleyecek. NASA'nın açıklaması bunu gösteriyor.
19 Ağustos 2009 Çarşamba
Panspermia: Kuyruklu yıldızın taşıdığı yaşam
Dün gazetelere bir haber düştü, sessiz sedasız:
“Kuyruklu yıldızda yaşam izi
Amerikan uzay kurumu NASA'nın bilim adamları, Stardust uzay aracının Wild 2 kuyruklu yıldızından getirdiği örneklerde, yaşamın temel yapı taşlarından glisin amino asiti buldu.
NASA'nın Maryland eyaletindeki Goddard Uçuş Merkezinden Jamie Elsila, kuyruklu yıldızda buldukları glisinin yaşayan organizmalar tarafından protein üretmekte kullanılan bir amino asit türevi olduğunu belirtti ve ilk kez bir kuyruklu yıldızda amino asit bulunduğuna dikkati çekti.
"Dünya'ya hayat göktaşı ve kuyruklu yıldız çarpmasıyla taşındı" teorisi
Çalışmalarını Meteoritics and Planetary Science adlı bilimsel dergide yayımlayacak ekibin başında yer alan Elsila, keşiflerinin, "yaşamın bazı unsurlarının uzayda oluştuğu ve Dünya'ya uzun zaman önce göktaşı ve kuyruklu yıldız çarpmasıyla taşındığı" yolundaki teoriyi destekler nitelikte olduğunu söyledi.
Evrende yaşamın ender olmaktan öte
Araştırmada yer alan NASA'nın Astrobiology Enstitüsü Direktörü Carl Pilcher da, bir kuyruklu yıldızda amino asit türevi glisin keşfinin yaşamın temel yapı taşlarının uzayda bulunduğu ve evrende yaşamın ender olmaktan öte yaygın şekilde bulunabileceği görüşüne destek sağlayabileceğini kaydetti.
Araştırmanın sonuçları, American Chemical Society kuruluşunun Washington'daki toplantısına Pazar günü sunuldu.” (Hürriyet, Radikal)”
Haber sesiz sedasız gelse de bu insan uygarlığı ve kültürü açısından tarihi bir açıklama. Dünyadaki yaşamın yeryüzü kökenli/buraya özgü/bir istisna olduğu argümanına dayalı verili paradigma yerle bir oldu.
Daha önce bir hipotez olarak küçümsenen, “kanıt yok” diyerek geçiştirilen Panspermia teorisi doğrulandı.
Aslında doğrulanan çok daha genel bir yaklaşım olan Exogenesis’tir. Bu teoriye göre dünyada yaşamın kökenleri uzaydan gelmiştir.
Panspermia teorisi ise bunun nasıl olduğunu açıklar. Yaşamın kökleri, dünyaya çarpan meteorlar ya da kuyruklu yıldızlar aracılığıyla taşınmıştır. Bu teoriyi göre kainatın her yerinden yaşam fışkırmaktadır. Panspermia teorisinin bazı savunucuları taşınanı “kozmik tohum” olarak niteler, birilerinin uzayın her köşesine bu tohumları serptiğini söyler. Materyalist yorum ise maddenin kendi kendini örgütleme yeteneği ve her şeyin aslında birbirleriyle ilişkili bir bütünün parçası olduğunu söyleyerek Panspermia açıklamasını benimseyebilir. Her yıl dünya atmosferinden içeriye birkaç bin göktaşı giriyor!
Mevzu aslında erkenden anlaşılmıştı. Antik Yunan filozofu Anaksagoras M.Ö. 468 yılında düşen bir gök taşını incelemiş ve onun kızgın bir taş kitlesi olduğu kanaatine varmıştı. Buradan çıkardığı sonuç gezegenlerle dünyanın yapısının aynı olduğuydu. Bu yaklaşımı güneşi tanrı olarak gören dönemin hâkim anlayışı tarafından reddedilmişti. Nasıl olurda fani dünya ile tanrı güneşin yapısı aynı olurdu? Anaksagorası’ın diyalektik felsefesi onun dikkatini göklere yöneltti ve Panspermia teorisinin temelleri çok erken atıldı:
"Her şeyde her şeyden bir parça vardır." "Bütün şeyler belli ölçüde her şeyde bulunurlar." (B11,12)
Panspermia kavramını ilk ortaya atan kişi İsviçreli kimyager Svante August Arrhenius’tu. Arrehenius, zamanda 1896 yılında fosil yakıtların kullanılmasının sanayinin gelişimine ve nüfus artışına paralel olarak artacağını, atmosferde biriken co2 miktarının küresel ısınmaya yol açacağını söyleyen ilk insandı. Ancak dönemin hakim görüşü Arrehenius’u “spekülatif” bularak ciddiye almadı.
Hiçbir kanıta sahip olmayan Panspermia teorisi tozlu raflara kaldırıldı, ta ki 1996’ya kadar.
7 Ağustos 1996'da NASA'dan yapılan açıklamada, Mars orijinli bir göktaşında, bundan 3.6 milyar yıl önce Mars'ta ilkel bir yaşam biçimine kanıt gösterilebilecek izler bulunduğu söylenmişti.
NASA, şimdi ise bir kuyruk yıldızdan alınan parçalarda yaşamın yapıtaşlarından biri olan glisin amino asiti bulduğunu resmen söylüyor!
Panspermia teorisi nin doğruluğu bu olgudan sonra artık kanıtlanmıştır. Mars’ta ve uzayda daha fazla ölçüm/araştırma/bulgu toplama geliştikçe, ki MARS’a 39 günde ulaşabilen insansız uzay aracının yapıldığı geçen ay ilan edilmişti, çok daha fazla kanıta ulaşılacak. Bu kanıtlarda eğer DNA’ya rastlanırsa ve eğer bu DNA dünyadaki DNA yapısıyla aynıysa işte o zaman dünyayı ve insanı evrenin merkezine koyan, yüzyıllardır süregelen zihniyet yok olacaktır. Bu ‘kendini bil’mek, kozmik varoluşu kavramak ve galaktik bir uygarlık haline gelmek demektir. Bunun önünde engel olan ne varsa silinip süprülecektir. Bu durum insan evriminde bir sıçramaya neden olabilir.
Ama daha önce başka bir sorun var.
“Astrobiology Enstitüsü Direktörü Carl Pilcher da, bir kuyruklu yıldızda amino asit türevi glisin keşfinin yaşamın temel yapı taşlarının uzayda bulunduğu ve evrende yaşamın ender olmaktan öte yaygın şekilde bulunabileceği görüşüne destek sağlayabileceğini kaydetti.”
Bu sözler bu şekilde daha önce hiç söylenmedi resmi olarak. NASA’nın geleneksel açıklaması Panspermia’nın kanıtsız olduğu, ama koskoca evrende başka yerlerde yaşamın ve zeki varlıkların olmasının muhtemel olduğuydu. Yukarıdaki sözler bu resmi görüşün içine sığmıyor.
NASA çark mı ediyor? Tam da temelden bir dönüş yaparak daha büyük ifşaatlara mı hazırlanıyor? Eğer böyleyse neden bunu yapıyor? Yoksa bizden sakladıkları şeyler, artık saklanamaz bir hale mi geliyor? Temas açıklanacak mı? Yoksa dünyanın başı belada mı? Bu UFO’lar kimin ve hangi amaçla buradalar?
18 Ağustos 2009 Salı
22 Mayıs'ta Mexico City'de zihni zorlayan gözlemler
Bu videodaki nesneler, çoğalmaları ve harmonik hareketleri zihnimi gerçekten zorluyor. Birçok bilimkurgu romanı okudum, bir çok film seyrettim. Ne gerçek hayatta ne kurgusal olarak böylesi bir durumla karşılaşmadım. Belki gerçekten dünya dışı olan kendini böyle hissettirendir. Harmonik hareketleri, bana canlı hücrenin hareketlerini hatırlattı. Belki de zihnimin kavrayamadığı öğe buydu.
***
Kimler? Ne yapıyorlar? Ve Meksika tabi. Mayalar, Aztekler gibi UFO’ları ve gökten gelenleri kültürlerinde taşıyan kadim uygarlıkların yaşadığı bu coğrafyanın hikâyesi başlı başına bir konu. Buna odaklanmak yerine bugüne ve geleceğe bakmak gerek. İyiler mi kötüler mi? Vermek istedikleri mesaj nedir?
***
Kanada eski Savunma Bakanı Paul Hellyer’in geçen yıl Fox News’a yaptığı açıklamalar:
JARRETT: "Gezegenimiz ile başa çıkmak bugün en önemli problemlerden biri haline geldi. Ortada uzaylılar ile yaşadığımız ilginç bir galaktik savaş var." Bu, Paul Hellyer' ın (Kanadalı eski Savunma Bakanı ve Yardımcı Başbakan) Eylül ayındaki son konuşmalarından biri. Şimdi, Kanada Parlamentosundan yabancı medeniyetlerle olan ilişkilerimiz hakkındaki söylentileri önemsemesini istiyor. Şu an Paul Hellyer bunları açıklamak için bizimle birlikte bulunuyor. Bize katıldığın için çok teşekkür ederiz…
PAUL HELLYER, Eski Kanada Savunma Bakanı: Benim için bir zevk.
JARRETT: Daha önce söylediğiniz bir cümleyi aktarmak istiyorum. "UFO' lar üzerinizden geçen uçaklar kadar gerçekler." Wow, bunu nerden biliyorsunuz?
HELLYER: Eh, çünkü gerçekler ve her zaman da üzerimizden geçip gidiyorlar.
JARRETT: Peki, onlar uçak değiller mi?
HELLYER: Hayır, uçaklar sürekli uçarlar, fakat bunu diğer galaksilerin araçları da yapıyorlar.
JARRETT: Bunların sadece uçak olmadıklarını nasıl biliyorsunuz?
HELLYER: Çünkü birçok insan bunları gördü. Birleşmiş Milletler hükümetlerin bünyesinde bunlardan en azından 1-2 adet bulunmakta. Halkın birçoğu Roswell olayındaki enkazı da gördü ve bulunan bazı parçaların üzerinde Birleşmiş Milletler endüstrisinin yararı için yeniden tasarım uyguladılar.
JARRETT: Bana, Amerikan bilim adamlarının 1947 de New Mexico'da yaşanan Roswell UFO kazasında bulunan parçaları tasarım için yeniden incelediklerini mi düşündüğünüzü söylüyorsunuz? Ne yapmak için? Bir çeşit modern teknoloji harikası üretmek için mi?
HELLYER: Evet, kesinlikle. Mikroçiplerden atom silahlarına, lazerlere, modern harikalar gibi görünen her çeşit şeyin gelişimine kadar… Bunların birçoğunun gelişim projesi Roswell' deki enkaz sayesinde inanılmaz derecede hızlandırıldı.
JARRETT: Bu enkazı hiç kendiniz gördünüz mü?
HELLYER: Hayır, görmedim fakat bunları gördüklerini söyleyen insanları tanıyorum, buna Beyaz Saray' ın tabanındaki bazı kişiler de dâhil.
JARRETT: Öyle mi? Peki hiç UFO gördünüz mü?
HELLYER: Hayır, görmedim.
JARRETT: Peki, muhteşem deneyiminizle insanların gözü önünde olmadan önce bir UFO' yu yakından görüp " Bakın, söylentileri önemsemeliyiz, uzaylılar geliyor!" demek istemez miydiniz?
HELLYER: Hayır, çünkü itibarlı insanların yazdıkları birçok kitap okudum, buna Yarbay Corso'da dahil ki o Roswell kazasındaki uzaylı cesetlerinden birini gördü . 10 sene sonra ise Birleşmiş Milletler donanması için çalışıyorken kişisel olarak oradaki bazı endüstrilerde enkazı incelemekle görevliydi.
JARRETT: Zamanımız kısıtlı olduğu için birkaç soru daha sormama izin veriniz. Birleşmiş Milletler askeriyesi, uzaylılara karşı kullanılabilecek silahlar hazırlıyorlar ve bizi galaksiler arası bir savaşa sokabilirler. Bush yönetimi sonunda askeriyenin Ay' da bir üs kurmasına izin verdi ki bu, onların uzaydan gelen ziyaretçilerin gidiş gelişlerinden haberdar olmaya yardımcı olacak ve onları vurmaya da.
HELLYER: Evet, sanırım bu da planlara dâhil. General Trudeau' nun bu fikri aslında 40 - 50 yıldır planlara dâhildi.
JARRETT: Bay Hellyer, süremiz bitmek üzere fakat belki de sizin çılgın olduğunuzu düşünen birçok belki birkaç veya sadece bir kişi olabilir. Onlara ne söylemek istersiniz?
HELLYER: Onlara tamamen gerçeklerden uzak olduklarını ve araştırma yapmak için hiçbir çaba göstermediklerini söylemek isterim. Eğer biraz zahmete katlansalar şüpheleri tamamen ortadan kalkacak ve sonuçtan en az benim olduğum kadar emin olacaklar.
JARRETT: Peki, Paul Hellyer, eski savunma bakanı, ve Kanada'nın Yardımcı Başbakanı. Teşekkürlerimizi sunuyoruz.
http://www.siriusufo.org/tr/?fx=h.oku&id=88
16 Ağustos 2009 Pazar
15 Ağustos 2009 Cumartesi
Gaia
'Galaksi uzayda sürünen canlı bir nesneye benziyor.'
Vakıf'ın Sınırı, Isaac Asimov, 1982
Golan Trevize'in sözü. Janov Pelorat bir karar vermesi gerektiği an, Gaia'nın yardımıyla, ona bu yorumunu hatırlatır. Trevize, Gaia-Galaksiya'yı seçer.
***
Gaia
Gaia veya Gaea, Yunan mitolojisinde yeryüzünü simgeleyen, arzın tecessümü (cisimleşmiş hâli) olan tanrıçadır. Bir ana tanrıça, doğa ana olan ve diğer tanrıların kendisinden türediği Gaia'ya özellikle ilk zamanlarda tüm Yunanistan'da tapınılsa da, zaman içinde tanrıçanın konumu değişmiş, ona olan ilgi azalmıştır[1]. Gaia'nın Roma mitolojisindeki dengi Terra'dır.
Hesiodos'a göre Gaia her şeyin yaratıcısı, her şeyin kendisinden meydana geldiği "toprak ana"dır; tüm tanrıların ve titanların annesidir[1]. Khaos'tan sonra ortaya çıkan Gaia ilk önce gökyüzü Uranos'u daha sonra Pontos'u kendisinden çıkarır bir başka tabirle doğurur. Daha sonra Uranos'dan Titanları doğurdu. Ancak Uranos kendi çocukları olan titanları doğar doğmaz Gaia'nın bağrına gömmekteydi(Ayrıca oğulları olan Yüzkollular ve Kiklopları Tartarus'a göndermişti fakat tanrılar onları kurtardı). Artık bu ağırlığı taşıyamayan Gaia, Uranos'tan olan oğlu Kronos'un yardımıyla Uranos'u öldürdü ve çocuklarını özgürlüğüne kavuşturdu.Daha sonra Kronos da kendi oğlu Zeus tarafından öldürülerek aynı kaderi paylaşacaktı.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Gaia_(mitoloji)
13 Ağustos 2009 Perşembe
11 Ağustos 2009 Salı
Ağustos hareketlenmesi yeni bir durum mu?
Çekimlerde paralel noktalar var:
Gözlemlenen, çoğu zaman bir ışık topu olarak tarif edilen ya da kayda geçirilen, cisimlerdeki fiziksel benzerlik.
10 günlük zaman diliminde birçok yerde aynı nesnelerin aynı anda belirmesi, zamanda bir senkronizasyon, bir amaca dönük hareketlenme.
Kıyı şehirlerinde artan gözlemler, nesnelerin denizle bir tür ilişkisi.
Saklanmıyor olmaları, birçok gözlemciye göre izlendiklerinin farkında olup tepki verdikleri.
Filo halinde dolaşmaları, sayılarının kolayca artması ve biçim değiştirmeleri.
Çok sayıda tanıkla ve kamerayla kanıt olarak kaydedilmiş olmaları.
Ayın gerisinde olacakları izleyeceğiz, ama bir ara tartışma yapılacaksa eğer şu tespitleri yapmakta sakınca yok:
Yeni bir durum, artan bir hareketlilik var.
Görünür hale geliyorlar, saklanmıyorlar.
Görülen nesneler her yerde aynı ya da benzer, bu tek bir yerden geldiklerini kanıtlar.
Ne için? Bizimle ilgili mi? Yoksa temas mı açığa çıkıyor? Bu soruların yanıtlarını şimdi yaşayanların göreceğini düşünüyorum. Ama asıl soru şu: Sıradan insanların kendi imkanlarıyla kaydettikleri, saklanma gereği duymayan UFO’lar neden dünyanın hava sahasını ve yakın uzayı kontrol edebilen hükümetler (G8) tarafından “görülmüyor”, neden bir açıklama yapılmıyor?
Neyi saklıyorlar? Neden saklıyorlar?
10 Ağustos 2009 Pazartesi
9 Ağustos 2009 Pazar
8 Ağustos 2009 Cumartesi
Theia
STEREO Hunts for Remains of an Ancient Planet near Earth | 04.09.2009 | |
| April 9, 2009: NASA's twin STEREO probes are entering a mysterious region of space to look for remains of an ancient planet which once orbited the Sun not far from Earth. If they find anything, it could solve a major puzzle--the origin of the Moon.
Right: An artist's concept of one of the STEREO spacecraft. [Larger image] The "Theia hypothesis" is a brainchild of Princeton theorists Edward Belbruno and Richard Gott. It starts with the popular Great Impact theory of the Moon's origin. Many astronomers hold that in the formative years of the solar system, a Mars-sized protoplanet crashed into Earth. Debris from the collision, a mixture of material from both bodies, spun out into Earth orbit and coalesced into the Moon. This scenario explains many aspects of lunar geology including the size of the Moon's core and the density and isotopic composition of moon rocks. Belbruno and Gott believe it came from a Sun-Earth Lagrange point. Sun-Earth Lagrange points are regions of space where the pull of the Sun and Earth combine to form a "gravitational well." The flotsam of space tends to gather there much as water gathers at the bottom of a well on Earth. 18th-century mathematician Josef Lagrange proved that there are five such wells in the Sun-Earth system: L1, L2, L3, L4 and L5 located as shown in the diagram below. When the solar system was young, Lagrange points were populated mainly by planetesimals, the asteroid-sized building blocks of planets. Belbruno and Gott suggest that in one of the Lagrange points, L4 or L5, the planetesimals assembled themselves into Theia, nicknamed after the mythological Greek Titan who gave birth to the Moon goddess Selene.
Above: Sun-Earth Lagrange points. The STEREO probes are about to pass through L4 and L5. Solar observatories often park themselves at L1 while deep space observatories prefer L2. [more] "Their computer models show that Theia could have grown large enough to produce the Moon if it formed in the L4 or L5 regions, where the balance of forces allowed enough material to accumulate," says Kaiser. "Later, Theia would have been nudged out of L4 or L5 by the increasing gravity of other developing planets like Venus and sent on a collision course with Earth." If this idea is correct, Theia itself is long gone, but some of the ancient planetesimals that failed to join Theia may still be lingering at L4 or L5. "The STEREO probes are entering these regions of space now," says Kaiser. "This puts us in a good position to search for Theia's asteroid-sized leftovers." Just call them "Theiasteroids." Astronomers have looked for Theiasteroids before using telescopes on Earth, and found nothing, but their results only rule out kilometer-sized objects. By actually entering L4 and L5, STEREO will be able to hunt for much smaller bodies at relatively close range. Right: This dynamical simulation shows how asteroids linger in the gravitational well of a Lagrange point of the Sun-Jupiter system. The principle of Sun-Earth Lagrange points is the same. Credit: Prof. Aldo Vitagliano/SOLEX. "The search actua Hunting for Theiasteroids is not STEREO's primary mission, he points out. "STEREO is a solar observatory. The two probes are flanking the sun on opposite sides to gain a 3D view of solar activity. We just happen to be passing through the L4 and L5 Lagrange points en route. This is purely bonus science." "We might not see anything," he continues, "but if we discover lots of asteroids around L4 or L5, it could lead to a mission to analyze the composition of these asteroids in detail. If that mission discovers the asteroids have the same composition as the Earth and Moon, it will support Belbruno and Gott's version of the giant impact theory." The search will continue for many months to come. Lagrange points are not infinitesimal points in space; they are broad regions 50 million kilometers wide. The STEREO probes are only in the outskirts now. Closest approach to the bottoms of the gravitational wells comes in Sept-Oct. 2009. "We have a lot of observing ahead of us," notes Kaiser. Readers, you may be able to help. The STEREO team is inviting the public to participate in the search by scrutinizing photos as they come in from the spacecraft. If you see a dot of light moving with respect to the stars, you may have found a Theiasteroid. Links to the data and further instructions may be found at sungrazer.nrl.navy.mil. Let the hunt begin! http://science.nasa.gov/headlines/y2009/09apr_theia.htm | ||




