19 Ağustos 2009 Çarşamba

Panspermia: Kuyruklu yıldızın taşıdığı yaşam


Dün gazetelere bir haber düştü, sessiz sedasız:


Kuyruklu yıldızda yaşam izi

Amerikan uzay kurumu NASA'nın bilim adamları, Stardust uzay aracının Wild 2 kuyruklu yıldızından getirdiği örneklerde, yaşamın temel yapı taşlarından glisin amino asiti buldu.
NASA'nın Maryland eyaletindeki Goddard Uçuş Merkezinden Jamie Elsila, kuyruklu yıldızda buldukları glisinin yaşayan organizmalar tarafından protein üretmekte kullanılan bir amino asit türevi olduğunu belirtti ve ilk kez bir kuyruklu yıldızda amino asit bulunduğuna dikkati çekti.
"Dünya'ya hayat göktaşı ve kuyruklu yıldız çarpmasıyla taşındı" teorisi
Çalışmalarını Meteoritics and Planetary Science adlı bilimsel dergide yayımlayacak ekibin başında yer alan Elsila, keşiflerinin, "yaşamın bazı unsurlarının uzayda oluştuğu ve Dünya'ya uzun zaman önce göktaşı ve kuyruklu yıldız çarpmasıyla taşındığı" yolundaki teoriyi destekler nitelikte olduğunu söyledi.
Evrende yaşamın ender olmaktan öte
Araştırmada yer alan NASA'nın Astrobiology Enstitüsü Direktörü Carl Pilcher da, bir kuyruklu yıldızda amino asit türevi glisin keşfinin yaşamın temel yapı taşlarının uzayda bulunduğu ve evrende yaşamın ender olmaktan öte yaygın şekilde bulunabileceği görüşüne destek sağlayabileceğini kaydetti.
Araştırmanın sonuçları, American Chemical Society kuruluşunun Washington'daki toplantısına Pazar günü sunuldu.” (Hürriyet, Radikal)”

Haber sesiz sedasız gelse de bu insan uygarlığı ve kültürü açısından tarihi bir açıklama. Dünyadaki yaşamın yeryüzü kökenli/buraya özgü/bir istisna olduğu argümanına dayalı verili paradigma yerle bir oldu.
Daha önce bir hipotez olarak küçümsenen, “kanıt yok” diyerek geçiştirilen Panspermia teorisi doğrulandı.
Aslında doğrulanan çok daha genel bir yaklaşım olan Exogenesis’tir. Bu teoriye göre dünyada yaşamın kökenleri uzaydan gelmiştir.

Panspermia teorisi ise bunun nasıl olduğunu açıklar. Yaşamın kökleri, dünyaya çarpan meteorlar ya da kuyruklu yıldızlar aracılığıyla taşınmıştır. Bu teoriyi göre kainatın her yerinden yaşam fışkırmaktadır. Panspermia teorisinin bazı savunucuları taşınanı “kozmik tohum” olarak niteler, birilerinin uzayın her köşesine bu tohumları serptiğini söyler. Materyalist yorum ise maddenin kendi kendini örgütleme yeteneği ve her şeyin aslında birbirleriyle ilişkili bir bütünün parçası olduğunu söyleyerek Panspermia açıklamasını benimseyebilir. Her yıl dünya atmosferinden içeriye birkaç bin göktaşı giriyor!

Mevzu aslında erkenden anlaşılmıştı. Antik Yunan filozofu Anaksagoras M.Ö. 468 yılında düşen bir gök taşını incelemiş ve onun kızgın bir taş kitlesi olduğu kanaatine varmıştı. Buradan çıkardığı sonuç gezegenlerle dünyanın yapısının aynı olduğuydu. Bu yaklaşımı güneşi tanrı olarak gören dönemin hâkim anlayışı tarafından reddedilmişti. Nasıl olurda fani dünya ile tanrı güneşin yapısı aynı olurdu? Anaksagorası’ın diyalektik felsefesi onun dikkatini göklere yöneltti ve Panspermia teorisinin temelleri çok erken atıldı:
"Her şeyde her şeyden bir parça vardır." "Bütün şeyler belli ölçüde her şeyde bulunurlar." (B11,12)

Panspermia kavramını ilk ortaya atan kişi İsviçreli kimyager Svante August Arrhenius’tu. Arrehenius, zamanda 1896 yılında fosil yakıtların kullanılmasının sanayinin gelişimine ve nüfus artışına paralel olarak artacağını, atmosferde biriken co2 miktarının küresel ısınmaya yol açacağını söyleyen ilk insandı. Ancak dönemin hakim görüşü Arrehenius’u “spekülatif” bularak ciddiye almadı.

Hiçbir kanıta sahip olmayan Panspermia teorisi tozlu raflara kaldırıldı, ta ki 1996’ya kadar.
7 Ağustos 1996'da NASA'dan yapılan açıklamada, Mars orijinli bir göktaşında, bundan 3.6 milyar yıl önce Mars'ta ilkel bir yaşam biçimine kanıt gösterilebilecek izler bulunduğu söylenmişti.
NASA, şimdi ise bir kuyruk yıldızdan alınan parçalarda yaşamın yapıtaşlarından biri olan glisin amino asiti bulduğunu resmen söylüyor!

Panspermia teorisi nin doğruluğu bu olgudan sonra artık kanıtlanmıştır. Mars’ta ve uzayda daha fazla ölçüm/araştırma/bulgu toplama geliştikçe, ki MARS’a 39 günde ulaşabilen insansız uzay aracının yapıldığı geçen ay ilan edilmişti, çok daha fazla kanıta ulaşılacak. Bu kanıtlarda eğer DNA’ya rastlanırsa ve eğer bu DNA dünyadaki DNA yapısıyla aynıysa işte o zaman dünyayı ve insanı evrenin merkezine koyan, yüzyıllardır süregelen zihniyet yok olacaktır. Bu ‘kendini bil’mek, kozmik varoluşu kavramak ve galaktik bir uygarlık haline gelmek demektir. Bunun önünde engel olan ne varsa silinip süprülecektir. Bu durum insan evriminde bir sıçramaya neden olabilir.

Ama daha önce başka bir sorun var.
Astrobiology Enstitüsü Direktörü Carl Pilcher da, bir kuyruklu yıldızda amino asit türevi glisin keşfinin yaşamın temel yapı taşlarının uzayda bulunduğu ve evrende yaşamın ender olmaktan öte yaygın şekilde bulunabileceği görüşüne destek sağlayabileceğini kaydetti.”
Bu sözler bu şekilde daha önce hiç söylenmedi resmi olarak. NASA’nın geleneksel açıklaması Panspermia’nın kanıtsız olduğu, ama koskoca evrende başka yerlerde yaşamın ve zeki varlıkların olmasının muhtemel olduğuydu. Yukarıdaki sözler bu resmi görüşün içine sığmıyor.
NASA çark mı ediyor? Tam da temelden bir dönüş yaparak daha büyük ifşaatlara mı hazırlanıyor? Eğer böyleyse neden bunu yapıyor? Yoksa bizden sakladıkları şeyler, artık saklanamaz bir hale mi geliyor? Temas açıklanacak mı? Yoksa dünyanın başı belada mı? Bu UFO’lar kimin ve hangi amaçla buradalar?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder